İçeriğe geç
2 dakikalık okuma

‘12 Eylül'den 3 Ay Önce Türkeş'e Darbe İhbarı!’

Batılı bir gazetecinin yorumuna göre, 1980’de, Türkiye’de düşük yoğunluklu bir iç savaş görüntüsü vardı. Ordunun yönetime el koyacağı söylentileri yaygındı. Bilinmeyen: ‘‘Geliyorum!’ diyen ‘darbenin tarihi’ydi!’ 

******

Ahmet B. Karabacak, yayınevinin acı acı çalan telefonun ahizesini kaldırdı. Karşısındaki kişi: İstanbul 13. Noteri Yılmaz Bey’di. Heyecanlı ama temkinliydi. ‘Çok önemli bir konuyu görüşmek istediğini,’ söyledi. Karabacak’ın anılarında yazdığına göre Yılmaz Bey, vatansever ve idealist bir dosttu. Çok geniş çevresi ve ‘özel arkadaşlıkları’ vardı!

Karabacak hiç zaman kaybetmedi. Davete uyup hemen yanına gitti. ‘Yılmaz Bey’in yüzü allak bullaktı. Elinde yüz sayfadan daha kalın, daktilo ile yazılmış dosya vardı. Paragrafları endişe ile okuyordu!’ Belge, müstakbel bir ihtilâl/‘darbe’ planıydı. En ince noktasına kadar detaylandırılmıştı! Yöntemleri ve hedefleri kapsıyordu! Yazılanlara - gelişi güzel! - göz gezdirmek bile insanı ürpertmeye yeterliydi: ‘Bütün siyasî partiler, sendikalar ve dernekler kapatılacaktı! - İddiaya göre! - MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, ülkücü ve solcu/‘devrimci’ kuruluş/örgüt liderleri idam edilecekti!’ İhtilal sonrası hemen demokrasiye geçilmeyecekti! Süreç, bir seçim dönemi veya daha uzun olabilecekti. ‘Öngörülen amaçların kalıcılığını sağlamak önemliydi!’

- Noter Yılmaz Bey Bilgi Verdi Ama Belge Vermedi… -

Ahmet B. Karabacak, belgenin uydurma/‘naylon’ olabileceğini de düşündü. Ama yine de içinde kuşku/endişe mevcuttu. ‘Dosya’yı Türkeş’e göstermek istediğini,’ söyledi. Hatta çok ısrar etti! Noter Yılmaz Bey, ‘emanet’i vermedi ama - mealen! - dedi ki: ‘Dokümanı getiren çok önemli kişi! Bana, Türkeş’e haber/‘bilgi’ vermem için iletti! Sadece duyurmamı gerekli gördü! Ne aslını, ne de fotokopisini bırakabilirim. Zaten iade etmek zorundayım!’

Karabacak, okuduklarının şokundan kurtulamadı. Yorumu endişe yüklüydü: ‘Adamlar, vatanın bel kemiğini kırmak; komünist ve bölücülere meydanı boş bırakmak istiyor,’ diye düşündü. 

Hemen ertesi gün Ankara’ya gitti. Türkeş’e durumu bütün açıklığı ile anlattı. Hatta sözleri dikkat çekip etkisini göstersin diye, ‘Albayım!’ dedi. ‘Sizi de, bizi de asacaklar!’ Görüşme uzun sürdü. Karabacak’ın hatıralarına göre, Türkeş, muhatabını dikkatle dinledi. Sakindi. ‘Sabır ve sükûnet önerdi!’ (AHİ - 1)

******

(*) Ahmet B. Karabacak, ‘Üç Hilâl’in Hikâyesi’, Bilge Oğuz Yayınları, İstanbul, Şubat 2015, sayfa 105.