Azrail’in Huzurunda Açıklanan Gizli Aşk!
Bir dönemin en ünlü vamp kadınıydı. Beyoğlu’na çıktığında bütün erkekler ona bakardı. Ediz Hun’un benzetmesiyle ‘devlet gibi’ heybetliydi. Ama öylesine mahcuptu ki, sevdiği adama duygularını ölüm döşeğinde açıklayabildi.
******
Yaşları ilerlemiş iki ünlü, hastane odasında buluştu. Yarım asrı geçkin süredir dosttular! Kameralar önünde, aynı filmlerin karelerinde, sinemaların özlem yüklü atmosferinde hep yan yana durdular. Senaryolardaki sevgi dolu romantik cümleleri tekrarladılar. Birkaç kuşak tarafından örnek alındılar. Ama kalplerinin en derin köşelerinde sakladıkları ‘gizli sevda’yı dillendiremediler. Mecburen sustular ve belki de uygun anı beklediler. İfşa zamanının hiç gelmeyeceğini sandılar.
1999’un sonbaharıydı. Surp Agop Hastanesi’nin loş odasında tanınmış bir isim kalıyordu. Amansız hastalığın son evresindeydi. Yarı uyanık, yarı baygın haldeydi. Yanında kadim birkaç dostu vardı. Arada bir su veriyorlar, alnında biriken teri siliyorlardı. Bazen de bilinç kontrolü yapıyorlardı. Dışarıdan gelen misafir ya da ziyaretçi, kendini film çekiminde, platonun ortasında sanıyordu. Usta oyuncular, sanki bir senaryoyu canlandırıyordu.
- Öyküyü Yarım Bırakamazdı… -
Loş odada yatan, ‘afet-i devran’ lakaplı Neriman Köksal’dı. Bir dönemin en maruf kadın sinema yıldızıydı. ‘Fosforlu Cevriye’ karakteriyle şöhrete kavuşmuştu. Hemen başucunda da kendisi gibi Türk sinemasına yıllarını vermiş bazı arkadaşları duruyordu. Saçları ağarmış, yüzü kırışmış, ayaklarındaki derman kesilmişti ama kalbi hâlâ dinç ve gençti. Ölümün eşiğindeki yıldız, yarım öyküsünü tamamlamaya kararlıydı! Film karelerinde defalarca tekrarladığı aşk serenat(lar)ını, son defa duymak isterdi!
- Köksal, Gereken Cesareti Gösteremedi… -
Neriman Köksal’ın bir türlü açılamadığı adam, İzzet Günay’dı. Günay ve Köksal’ın yolları 1964’te kesişti. Aynı yıl, ‘Anadolu Çocuğu’, ‘Öpüşmek Yasak’, ve ‘Kimse Fatma Gibi Öpemez’ filmlerinin çekimlerinde samimi oldular. Neriman Köksal, film yapımcısı/yönetmen Nevzat Pesen’le beraberdi. İzzet Günay, ilk eşini kaybetmişti, bekârdı! Ama son derece yakışıklı, sosyal ve başarılı olmasına karşın, rol arkadaşına karşı mesafesini koruyordu. Duygularına hâkimdi. Sevgi, hoşlanma, beğenme gibi hislerini kontrol ederdi. Köksal’ın Pesen’le birlikteliği sarsılıyordu. Belki de kendisine sığınabileceği yeni bir emin liman arıyordu! İzzet Günay’ı beğendi, kalbinde papatyalar açtı. Rol arkadaşını hayat yoldaşı yerine koymayı düşündü. Ama utandı, hissiyatını açıklayamadı. Kalbinin bir köşesinde uykuya yatırdı. Günay da çok geçmeden kendi yolunu çizdi ve ikinci evliliğini yaptı. Taraflar başka filmlerde de beraber oynadı, fakat gönül oyununa girişmedi. Köksal, gizemini saklamayı başardı. Sevdasının harareti azaldı ancak küllenmedi!
- Köksal, Çolpan İlhan’dan Yardım Rica Etti… -
Neriman Köksal, Surp Agop Hastanesi’nde ölüm kalım savaşı verirken, kalbini çalan adamı son defa görmeyi ve aşkını itiraf etmeye karar verdi. Geçmişiyle yüzleşmeli, kadim dostuna yüreğinin anahtarını sunmalıydı! Zihninden çıkaramadığı, yüreğinin en mahrem köşesinde kilit altında tuttuğu gizini açıklamalıydı!
Sırrını ilk defa can dostu Çolpan İlhan’a açtı. İlhan, Ediz Hun’un İzzet Günay ile samimiyetini bildiğinden yardımını istedi. Hun şaşırdı. İsteği geri çevirmedi, Günay’ın kapısını çaldı. Durumu anlattı, görüşme teklifini iletti.
Günay, karar veremedi. İpek Günay ile evliydi. Konuyu açtığında, İpek Hanım’ı incitebilir veya kaybedebilirdi. Ama yarım asırlık arkadaşlarının ricasını da geri çeviremezdi. Şansını denemeliydi. Nazik şekilde mevzuyu anlattı. Nasıl karşılık vermesi gerektiğini sordu. Engel değil bilakis destek gördü. Son günlerini yaşayan birisinin talebi geri çevrilemezdi.
- Sonunda Hastane Odasında Baş Başa Kalabildiler… -
İpek Hanım, eşinin yanında hastaneye geldi. Çolpan İlhan tarafından karşılandılar. İzzet Günay, Neriman Köksal’ın odasına girdi. Ömürlerinin sonbaharındaki iki ünlü karşı karşıyaydı. Kelimeler, boğazlarına düğümlendi. Konuşmaktan çok bakıştılar. Köksal, duygularını açığa vurdu. Duyguları göz bebeklerinde okunuyordu.
Çok geçmeden İzzet Günay, odadan çıktı. Derin üzüntü içindeydi. Gözlerinde biriken damlaları mendiliyle silerken zorlandı. Yarım kalan öykü tamamlanmıştı. Köksal amacına ulaşmış, Günay da itirafını saygıyla karşılamıştı.
Kalbinin gerçek sahibine ulaşan, mahrem hislerini aktarmayı başaran Neriman Köksal, üç gün sonra hayata gözlerini kapadı. Amansız hastalığın oluşturduğu ağır yıkıma rağmen, yüzünde mutlu bir tebessüm taşıyordu.
Ölüm kapıyı çalarken haykırılan aşk, ‘veda busesi’ gibiydi!
******
(*) Agâh Özgüç, Türk Sineması’nda Yeşilçam Aşkları, Horizon Yayınları, İstanbul, 2015, sayfa 194.