İçeriğe geç
4 dakikalık okuma

Hapishaneden Akıl Hastanesine!

Genç şair, sevgilisine yazdığı mektuplarda, ‘usta’ kabul ettiği Nâzım’ın dizelerine yer verdiği gerekçesi ile gözaltına alınıp tutuklandı. Akıl hastanesinde bile çile çekti.   

******

Sonradan ‘Kaptan’ namı ile anılacak genç şair, daha hayat yolunun başında, yasak şiirin ağır bedelini ödedi. 16 yaşındaydı, İzmir Atatürk Lisesi öğrencisiydi. Sevdiği kıza mektuplar yazıyor, Nâzım’ın dizelerini de ekliyordu. ‘Bilmeden suç işliyordu!’ Hoşlandığı kıza gönderdiği bir mektup polisin eline geçince, Nâzım Hikmet’in şiirlerine yer vermesi cürüm kabul edildi. Komünizm propagandası yapmakla suçlandı. Masum duyguların yer aldığı ‘name’, siyasi belgeye/delile dönüştü. Sadece ilk gençlik yılları değil, ruh dünyası ve eğitim hayatı da etkilendi.

Sevgilisine aşk dizeleri gönderen genç şairin adı Atilla İlhan’dı. Edebiyatla özellikle de şiirle ilişkisi çocukluk yıllarına dayanıyordu. (*) Babası, biricik oğlunu ‘yazın’a teşvik ediyor, büyülü dünyayı tanımasını bekliyordu. Hukukçu Bedri Bey sayesinde Yahya Kemal, Necip Fazıl vb. gibi şairleri tanıdı. Ama Nâzım Hikmet’in dizeleri ile buluşunca, aktüel şiire ulaştığını fark etti. Nâzım’ın eserlerinin yayınlanması, dağıtılması ve okunması yasaktı. Dönemin yönetiminin anlayışına göre Sol ve Komünist düşünce, devletin ve rejimin düşmanıydı! Dikkatle izlenmeli, kararlılıkla bastırılmalıydı! Müntesiplerine asla göz yumulmamalıydı!

- Sevgilisine Gönderdiği Mektuplarda Yer Alan Şiirler Suç Sayıldı… -

İlhan, İzmir Atatürk Lisesi’nde birinci sınıf öğrencisiydi. Duyguluydu, yaşam doluydu, hayallerinin yolundan yürürdü. Komşusu Vacide isimli sarışın güzel kıza ilgi duyardı. O yıllarda birbirini beğenen, yakınlık hisseden gençlerin bir araya gelmesi, bir çift sevgi sözü söylemesi dahi yadırganır, doğru bulunmazdı. Gözler bakar, diller susardı. Tek çıkar yol: Mektuplaşmaktı! Bazen bakışlar birleşir, bazen de yazışarak haberleşilirdi. 

Delikanlı, edebi ölçülere azami dikkat ederek mektup yazardı. Her satır bir mısra, her ‘name’ bir sevda çağrısıydı. Nâzım’dan seçtiği dizelerse, bütünü tamamlayan son söz(ler) olurdu! 

Bir ihbar sonucu mu, yoksa feleğin yan bakması mıydı, bilinemedi. Masum Vacide’nin okul çantası arandı. Genç şair adayının gönlünden kopup gelen mektuplar görüldü. Merak uyandı, okununca kaşlar çatıldı! Yasaklı mısralar tek tek işaretlendi. Bir muhbir vatandaş, İzmir Emniyet Müdürlüğü’nü telefonla aradı: İhbarını yaptı! Okulda sivil polis ekibi geldi. Genç İlhan’in ifadesine başvurulacaktı. Suçlama ciddi ve ağırdı: ‘Komünist’ damgası taşıyan şairin, ‘memnu’ şiirleri gençler arasında ilgi görüyor, yayılıyordu. Fikirleri tehlikeli bulunan, ‘devlet ve rejim muhalifi’ diye nitelenen Nâzım’ı destekleyen bir örgüt mü vardı?

- Şiirden Örgüt Çıkarmaya Kalktılar… -

Sorgusunda iki nokta üzerinde duruldu: İlki: Şiirleri nereden bulduğuydu? İkincisi daha da dikkat çekiciydi: Nâzım’ın siyasi görüşlerini benimseyip, arkadaşlarına aktarıyor muydu? Herhangi bir Komünist örgüt/hücre ile bağlantılı mıydı? Çevresindeki kaç kişi/yoldaşı aynı fikirleri benimsiyor ve paylaşıyordu.

İlhan ifadesi tamamlanınca, cezaevine gönderildi. Siyasî tutukluların, ağır suçlarla itham edilen azılı sanıkların arasına konuldu. Burası nasıl bir yerdi, Cehennem’e mi düşmüştü?

Ailesi, Atilla’yı yalnız bırakmadı. Babası Bedri Bey, hukuki mücadele başlattı. Oğlu, 16 yaşındaydı, reşit bile değildi. Cezai ehliyeti/sorumluluğu sorgulanmalıydı. Avukatları devreye girdi. Delikanlının kurtuluşu için yol bulundu: Müşahede altına alınıp, akıl sağlığının incelenmesi talep edildi. Plan tutarsa, hapishaneden kurtarılabilirdi!

İzmir’de muayene edip rapor verecek doktor bulunamadı. Atilla İlhan, Manisa’daki Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edildi. Üç hafta müşahede altında tutulacak, sonra da ‘yazanak’ düzenlenecekti. Yine tanımadığı insanlar arasındaydı. Çoğunun ağır psikolojik sorunları vardı. Geceleri çığlıklarla uyanır, dövülen hastaları görür, sayıklayanların ne dediğini de anla(ya)mazdı. 

- 1946’da, CHP’nin Şiir Armağanı’nda İkinci Oldu… -

İlginç bazı olaylara şahit oldu: Kendini Nâzım Hikmet diye tanıtıp, ‘Ben, büyük şairim,’ diyen birisi ile tanıştı. Arkadaş oldu, gazetelerini okumasına da izin verdi. Hastane yetkililerini sorduğunda, Balıkesirli Terzi Hidayet olduğunu öğrenecekti. Yaşadığı ağır depresyon sonucunda aklını yitirmiş, tımarhaneye düşmüştü!

Hastaneden çıktığında, hayatını etkileyecek bir hükümle karşılaştı. Okulundan atıldı. Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamayacağı yönünde bir karara da muhatap edildi. Yeniden cezaevine alındı ve iki ay daha tutuldu. Dört duvar arasında şiire sarıldı. Eserlerini çeşitli edebiyat dergilerine gönderdi. Babası, oğlunun öğrenim hakkını yeniden kazanması için hukuk mücadelesini sürdürdü. Danıştay’da kararın iptalini sağladı. Genç Atilla İlhan, eğitimini İstanbul Işık Lisesi’nde sürdürdü. 

1946’da, son sınıf öğrencisi iken, amcasının haber vermeden gönderdiği, ‘Cebbaroğlu Mehemmed’ şiiri ile CHP Şiir Armağanı’nda ikincilik ödülünü kazandı.

Yıllar sonra ilk aşkı Vacide Hanım’dan, ‘kendisi ile iftihar ettiğine’ dair haberler aldıysa da karşılık vermedi. Kabuk bağlayan eski yarayı yeniden kanatmayı doğru bulmadı! (AHİ - 6)

******

(*) Selim İleri, Nam-ı Diğer Kaptan (Attila İlhan'ı Dinledim), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Mart 2002.